Kuzguncuk

Bir kere gidip keşke bir daha gelsem dediğim bir yerdi. Kuzguncuk..
Bugün bir toplantı sebebiyle oraya gitmem gerekince çok mutlu oldum. Çok az vaktim olmasına rağmen 15 dakika da olsa sokaklarında dolaştım.
Bir şey fark ettim, fotoğraf çekmek istediğimden beri her şeye daha çok bakıyorum, daha derin bakıyorum, daha uzun bakıyorum. Bakıyorum, bakıyorum, bazen daha önce görmediğim şeyleri, detayları fark ediyorum. Bazen insanın gözündeki perdenin kalkması zaman alıyor. Bazen de uzaktan bakınca her şeyi daha net görüyorsunuz. Uzaktan bakmanızı öneririm, her şeye, kendinize de...


Yağmurlu bir gündü, yağmurlu olmasına sevindiğim bir gündü..

Bu küçük cadde ile giriyorsunuz Kuzguncuk'a, İcadiye Caddesi. Üzerinde farklı esnaf dükkanları, mahalleyi anlatan, eskiyi ve yeniyi bir arada tutan. Bir yanda sanat galerisi bir yanda esnaf lokantası gibi..

Mesela bu kedicik mahallenin eczanesinin vitrininde, ne ilginç bir eczane vitrini değil mi?

Toplantı sonrası ne yesem diye bakarken hemen yanımda duran Sitare adlı cafe ye giriverdim. Beni melekler karşıladı yine.. 

Yemeğin gelmesini beklerken biraz utana sıkıla fotoğraf çekebilir miyim dedim, tabi dediler. Bir yandan da müşterileri çekmeden, onlara rahatsızlık vermeden nasıl çekerim diye sisi sinsi bakmaya başladım etrafa.. Bir tarafta sıcak minik bir masada ben otururken yanımdaki şu masada toplantı bile yapabilirsiniz. Duvardaki farklı yapıyı ise şimdi farkediyorum, demek ki pek derin bakmamışım oraya.

Bu koltuğu görünce ise arkadaşlarımla yapacağımız kahve sohbetleri geldi aklıma.

Koltuğu beğendim evet.

Odanın tavan süsü

Koltuğu beğendim demiş miydim?

Cafe'nin girişinde sizi karşılayanlar...


Acelem vardı aşağıdaki deftere bir şey yazamadım ama kremalı etli pazı sarmanızı beğendim, mekanı ise çok sevdim, yine geleceğim :)

Sokakta ilerlerken sağdaki bu mekanı da çok merak ettim. Gelecek sefer burdayım!


Ve aşık olduğum kapı, insan kapıya aşık olur mu, ben oldum. biiir sürü fotoğrafını çektim, çektim, çektim..

Ben bugünü çok sevdim!

Bir tatlı huzur..

Bugün Bebekish.com evsahipliğinde Tatlı Huzur Cafe'deydik. Yine fotoğraf makinesine alışma turları için harika bir mekana gelmiştim. Evren bana devam et diyor ;)

bebekish.com un kurucusu Esra Hanım 13 sene İngiltere'de kaldıktan sonra oğlunun Türkçe'yi ve kültürümüzü öğrenmesi için Türkiye'ye yerleşmiş. Oğlu için  kullandığı, memnun kaldığı ve başka binlerce annenin de deneyimlediği organik kıyafet ve aksesuarları Türkiye'ye getirmeye karar vermiş ve böylece Bebekish doğmuş.

Güzel sohbetin ardından ben mekanda dolaştım ve aşağıdaki kareleri yakaladım. Bu güzel gün ve bana da güzel anlar yakalama fırsatı veren Esra Hanım ve ekibine teşekkürlerimle..



 Sevgili Ezgi bebekish.com da bulabileceğiniz Cuski uyku arkadaşı ile



 Biz blogger anneler ürünleri incelerken..

Mekanın minik bahçesi şirin detaylarla dolu 




 Duvardaki minikler çok hoşuma gitti


Cafe nin her yerinde melek detayları 





Maalesef tatlıları denemeye fırsat olmadı, bir gün sadece onlar için gideceğim..





Bi biskrem versem?

  Allah razı olsun derim :)) (sulu blogger)

Ortanca çok severim


Görüldüğü üzere mekan adı gibi çok huzurlu. Ufak bir kaza geçirip oraya giden ben orada geçirdiğim bir kaç saatin sonunda o stresi unutmuştum.

Neredeyiz acaba?

Uzun zamandır blogumda daha fazla fotoğraf olsun istiyorum. Ama bir makine almaya da cesaret edemiyorum. Ya bir hevesse, ya gelip geçerse diye.. Bugün kardeşimin makinesi ile deneme yapmaya karar verdim. Yanıma alacağım bakalım gün içinde ne kadar fotoğraf çekebileceğim, çekme isteğim ve azmim olacak mı...derken insanın isteği yoksa da fotoğraf çekesi gelen bir yere geldim. 

Bir cafe mi acaba?


Arkadaşlarla koyu bir sohbete dalmışız bu güzel mekanda..

Bu kızlar da pek güzel ama bence ben de güzel çekmişim :) 

Şu tatlıların tadına bakmaya fırsat olmadı desem..

Burası bir işyerinin, çalışanlarına her gün aşağıdaki şu güzellikleri sunduğu cafe kısmı desem


Burası da yine çalışanların öğle yemeklerini yediği restaurantı

Bu tatlı hanımkızımızın saçlarını çok beğendim ve çekebilir miyim dediğimde bu şeker pozu verdi, komik de bir isim takmıştı pozuna ama unuttum..

Neyse efendim restauranttan çıktık tabi, ye iç nereye kadar? Kapıdan çıkınca bina içi tavan bu şekilde görünüyor

Duvarlarda ünlü ressamların tabloları..

Burası özel bir toplantı salonu, konser de verilebilen..

Tuvaleti bile ilgi çekici değil mi?



Evet burası Vitali Hakko'nun çalışma odasından çıkanların sergilendiği alan..Böylece anlaşılıyor ki biz Vakko'nun ödül almış binasında gezmekteyiz. Dünyanın en havalı ofisleri arasında gösterilen, 400 ton çelik kullanılan bu binada, Vakko dışında 4 radyo istasyonu ve bir de müzik televizyonu var.

Vitali Hakko'nun sergilenen özel eşyalarından bazıları..

15.000 kitabın bulunduğu güzel kütüphanesinden telefonla randevu alarak herkes faydalanabiliyor.

Özel sanat kitapları yüzünden sanatla ilgili öğrencilerin sıkça geldiği bir kütüphane.


 80 metrekarelik müze alanında dergi kapakları da bu şekilde sergileniyor.

Şen Şapka'nın Vakko'nun olduğunu bilmiyordum! İlk ve çok özel şapkaları sergilenmek üzere kullanıcılar tarafından buraya geri gönderilmiş.

Bu da Vitali Hakko'nun düğününde taktığı şapkası..

Burası da eski radyoların duvarlarda sergilendiği cafe.. 

Maalesef burda acemi bir fotoğfar makinesi kullanıcısı olarak hafızanın azizliğine uğradım, kapasitesi dolduğu için radyo, yayın odası kısmını makineyle çekemedim. Telefonla çektiklerimi de beğenmediğim için burda olmayacak.

Ama yine telefonla çektiğim, kapıda bizi karşılayan bu iki arkadaşı paylaşmadan geçemeyeceğim..



Bu güzel binada bizi ağırlayan sevgili Miray'a kocamaaan öpücükler :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...